SEKTÖRÜMÜZÜN POTANSİYELİ
- Sektörümüz ürün çeşitliliği, pazarın büyüklüğü ve gelişmekte olan ekonomimizle birlikte
değerlendirildiğinde umut vermektedir.
- Ülkemiz genç bir nüfusa sahiptir ve halen yaklaşık 15-16 milyon öğrencimiz bulunmaktadır.
- Diğer taraftan müteşebbis, yeniliklere açık, risk alan, üretimi ve tüketimi seven
bir sosyo ekonomik yapıya sahibiz.
- Pazar olarak, bu özelliklerimizle dünyadaki bir çok ülkenin nüfusunu aşan bir potansiyelimiz
bulunmaktadır.
- Şirketimizin üyesi bulunduğu TÜKİD (Tüm Kırtasiye Sanayicileri İthalatçıları İhracatçıları
ve Toptancıları Derneği) verilerine göre perakendeciler dahil sektörümüzde 30.000
firma bulunmaktadır.
- Sektörümüzde 120 civarı yerli üretici, 10 civarında yabancı üretici, yaklaşık 200
ithalatçı firma mevcuttur.
- Sektörümüzde yaklaşık 500 marka bulunmakta olup bu markaların % 80’i yabancı markalardır.
- Sektörümüzde İMKB’de işlem gören iki adet halka açık firma bulunmaktadır.
- Sektörün büyüklüğü yaklaşık 1,5 milyar USD‘dır.
- İthalat ağırlıklı olan sektörümüzde Alman, Avusturya, Amerika, Kanada, Çin, İtalyan,
Fransız, Japon ve Uzakdoğu şirketlerinden ithalat yapılmaktadır.
SEKTÖRÜN GÖRÜNÜMÜ VE PROBLEMLER
Sektörümüz pazarımızın bu potansiyelini yeterince tatmin edebiliyor mu sorusuna
belki “evet” diyebiliriz. Ancak sektör mensuplarının tatminine geldiğimizde aynı
cevabı vermek biraz zor. Çünkü marka gücünden yoksun sektör mensupları, gelişmiş
rakipleriyle tek başlarına mücadele etmekte ve önemli bir bölümü de günü kurtarmak
peşindedir. Bu durumun iki ana nedeni bulunmaktadır.
Birincisi; sektörde sermayesiyle iş yapan, yaptığı işle orantılı bir sermayeyi işine
bağlayan çok fazla firma bulunmamaktadır. Bunlar büyük üretici ve distribütör firmaların
kendilerine tanıdığı kredilerle ayaktadurmaktadır. Dolayısıyla, ekonomik çalkantılardan
anında etkilenip, durumlarını kredi verenlere yansıtmaktadır. Sürekli ayakta kalma
çabası içindeki bu firmalar çok sıkışınca yeni bir işletme açıp eskisini tasfiye
derek işe devam etmektedirler. İkinci ve belki daha önemli bir neden ise, kurumsallaşamamaktır.
Bir çok sektör mensubunun, yanında personel çalıştırmasına rağmen satın almadan,
satışa ve sevkiyata, tahsilattan muhasebeye kadar, her işin içinde olduğu görülmektedir.
Günlük sıkıntılardan yada iş akışından sıyrılıp olaylara tepeden bakarak, işletmesini
sevk ve idare eden yönetici ve iş sahibi sayısının fazla almadığı görülmektedir.
Ekonominin canlandığı dönemlerde bu patron/ yöneticiler, işlerine değil kendilerine
yatırım yapmaktadır. Ekonominin daraldığı dönemlerde ise iş yerleri kapatılmaktadır.
Bu firmalarca, ana amaç iş yerinin sürekliliği ve istikrarlı kazanç değil, mevcut
kazanımları koruyabilmek olarak görülmektedir.
Yukarıdaki tespitleri üretici ve distribütör yapıları için de yaygınlaştırmak mümkündür.
Satabileceğinden fazlasını üreten, yine satabileceğinden fazlasını ithal eden firma
sayısı hiç de az değildir. Bunlar da malisektörün gayri nakdi kredisiyle işlerini
yürütmektedirler.
Dolayısıyla sektörde sürekli fiktif bir büyüme oluşmaktadır. Hem ana üretici ve
dağıtıcılar, hem de toptancı ve perakendeciler, geçmiş enflasyonist dönemlerin tecrübeleri
ışığında stok yapmaktan çekinmemektedir.Oysa enflasyonun etkilerinden arındırılmış
hesaplara bakıldığında, büyüme değil günden güne erimenin olduğu görülmektedir.
Diğer taraftan sektörde bir uzmanlaşma olmaması, herkesin her istediği malı getirebilmesi,
satış kanallarında özellikle vade bazında sorunlara yol açmakta, sektörde vadeler
giderek uzamaktadır.
SAHTE VE TAKLİT ÜRÜNLER
Kamuoyunca tepkisiz kalınan hususlardan birisi de, sahte ve taklit ürünlerdir. “Sahte
ürün” marka ve endüstriyel tasarım hakkının aynı anda ihlal edilmesi suretiyle,
mevcut orijinal bir ürünün birebir aynısının piyasaya sürülmesidir. Orta düzey bir
tüketicinin, ambalajına bakmak suretiyle ayırt edemeyeceği bir sahtecilikle, tüketiciye
kalitesiz ürün satılmasıdır. Orijinal ürünün birebir aynısı olmamakla birlikte,
tüketiciyi renk, biçim, harf v.b. surette yanılgıya düşürmek suretiyle orijinal
ürün aldığı izlenimini doğuracak ürünler de sahte ürünler kapsamındadır. Sahte ürünün
en büyük zararı tüketicinin üründen beklediği faydayı sağlayamaması ve tatmin olamamasıdır.
“Taklit ürün” ise daha çok tescilli bir endüstriyel tasarım hakkının ihlal edilmesi
suretiyle, biçim olarak orijinal ürüne benzeyen ve tüketicinin ya da perakendecinin
ayrım yapabilmesinin çok zor olduğu ürünlerdir. Taklit ürün pazarda mukayeseli olarak
pazar payını elinde bulunduran markayla rekabet etmek suretiyle, hak sahibine zarar
vermektedir. Sahte ve taklit ürünlerin verdiği en büyük hasar, marka imajının zedelenmesidir.
Tüketicinin aldığı üründen beklediği faydayı elde edememesi, uzun vadede, çok büyük
emek ve sermayeyle oluşturulan markanın yaralanması sonucunu doğuracaktır. Bunun
doğal sonucu, markanın zaman içinde pazar payını kaybetmesidir. Görüldüğü üzere
sahte ve taklit ürünler, hem tüketiciye, hem üreticiye, hem de ekonomiye aynı anda
hasar vermekte, kayıt dışı ekonomiyi besleyerek haksız kazanç doğurmaktadır.
SAHTE VE TAKLİT ÜRÜNLERLE MÜCADELEMİZ
Bundan üç yıl önce özellikle tüketici ve perakendecilerden ürün kalitesinin düşmeye
başladığı yolundaki şikayetlerin incelemeye alınması neticesinde, pazarda bizim
üretmediğimiz ürünlerle karşılaşılmıştır. Bu durum öyle yoğunluk arz etmiştir ki
polisiye tedbirlerle problemin çözülemeyeceği görülmüştür. Çünkü fikri ve sınai
mülkiyet hakları konusunda ne tüketiciler, ne de perakendeci ve toptancılar yeterince
bilgi sahibiolamamış, toplumsal bilinç oluşmamıştır. Diğer taraftan sorunun halli
konusunda adli ve zabıta teşkilatlarının çalışmaları da, yine konuda uzman memurların
olmaması ve o dönemde fikri ve sınai mülkiyet haklarımahkeme-sinin yeni olması nedenleriyle
etkisiz kalmıştır.
Tüketici ve perakendecilerce “sahte“ olduğu ihbar edilen ürün, şirketimiz cirosunun
yarıdan fazlasını oluşturan TOMBOW markasıyla ürettiğimiz “versatil kalem uçları”
(min) üzerinde yoğunlaşmıştır. Avukatlarca yapılan baskınlarda ele geçirilen sahte
ürünlerin adetsel büyüklüğü, şirketimizin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden
birinin “SAHTE” ürünler olduğunu ortaya koymuş, diğer taraftan da bu durum markamızın
pazardaki gücü konusunda fikir vermiştir. Sadece sahte ürünlerle etkili bir mücadelenin,
şirket ciroları üzerinde gözle görülür etkileri olacağı anlaşılmıştır. Konu, temsilcisi
olduğumuz Japon TOMBOW firmasına aktarılmış ve Türkiye’ de “sahte ürün’’le yapılacak
mücadelede hak sahibinin de tam bir mutabakatı ve desteği sağlanmıştır.
Sorunla mücadele etmek amacıyla, aşağıda sıralanan tedbirlerin uygulanması yönetim
kurulumuzca karara bağlanarak süratle uygulamaya geçirilmiştir.
Öncelikle fikri ve sınai mülkiyet hakları konusunda her türlü mecra kullanılmak
suretiyle kamunun bilgilendirilmesi,
Sahte ve taklit ürünlerle orijinal ürün arasındaki farklılıklar konusunda tüketici
ve perakendecilerin bilgilendirilmesi,
Perakendecilerin baskınlar neticesinde uğrayabilecekleri kanuni takipler konusunda
ve bunların maddi ve cezai müeyyideleri konusunda bilgilendirilmesi, ürün ambalajlarının
sık aralıklarla değiştirilmesi,
Sahte ve taklit ürünlerin yurda girişinin engellenmesi amacıyla Gümrük teşkilatıyla
işbirliğine gidilmesi,
Nihai tüketicinin orijinal ürünü kolayca algılayabilmesini temin edebilmek amacıyla,
taklidi mümkün olmayan hologram uygulamasına geçilmesi.
Yukarıda ayrıntısını belirttiğimiz yönetim kurulu kararı çerçevesinde, hedef kitlemizin
takip ettiği gazete, dergi, televizyonlarda “Orijinal Ürün Kullanın” kampanyamız
hayata geçirilmiş ve tüketici bilinçlendirilmiştir.
Ürün ambalajlarımız değiştirilerek piyasadaki eski ambalajlı ürünlerimiz yeni ürünle
değiştirilmiştir. Hologram uygulamasına geçilmiş ve bu çalışmaların sektörümüze
anlatılması amacıyla Road Show gerçekleştirilmiştir. Sahte ve taklit ürünün yurda
girişinin engellenmesi amacıyla Gümrük Kanunu’nun “Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları”nı
düzenleyen hükümlerinden yararlanarak, mücadele gümrük kapılarına yaygınlaştırılmıştır.
İki senelik çalışmalarımız ilk kez 2003 ve 2004 sezonunda etkisini çok güçlü bir
şekilde göstermiştir. Çalışmalarımızın neticesinde özellikle “Tombow Min”de taklit
ve sahtenin önüne geçilmiş ve bu durumun cirolarımıza güçlü bir katkısı olmuştur.
Sahte ve taklit ürünle yapılan mücadelenin sonuçlarını sadece cirolara bakarak değerlendirmemek
gerekir. Bir yandan da dürüst satıcıların farkında olmadan sattıkları sahte ve taklit
ürünlerden dolayı karşılaşabilecekleri ithamların önüne geçilmiştir. Diğer taraftan
tüketicinin güveni yeniden kazanılmıştır. Sahte ve taklit ürün pazarı, kayıt dışı
bir pazardır ve sergilendirilememektedir. Mücadelemizin bir diğer toplumsal kazancı
ise pazarımızı meşru bir zemine çekmek olmuştur.
Mücadeleye başladığımız dönemden bu yana toplumda taklit ve sahte ürünle ilgili
toplumsal bir tepkinin olmaya başladığını görmek, son derece memnuniyet veren bir
gelişmedir. Tüketicinin örgütlenmesi ve Tüketiciyle ilgili hukuki düzenlemelerin
güçlendirilmesi, “Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları”nın gerektiği şekilde korunabilmesi
için uygun bir zemin oluşturmuştur. Bu konudaki mevzuatta yer alan ağır maddi ve
cezai müeyyidelerin farkına varan zincir mağazalar, satın almalarını hak sahiplerinden
yapmaya başlamış ve satın alma sözleşmelerine, özellikle bu hususu düzenleyen hükümler
koymaktadırlar. Sektörümüzde bizim açtığımız yoldan ilerleyen üretici şirketler,
özellikle Çin Halk Cumhuriyeti menşeli malların yol açtığı haksız rekabetin önüne
geçebilmek için, mevzuatın tanıdığı imkânları harekete geçirmeye başlamıştır. Devlette,
bu dönemde kamunun denetim mekanizmalarını daha etkili bir şekilde harekete geçirmeye
başlamıştır. Bütün bunlar ülkemizin daha mutlu, daha refah günlere adım attığının
önemli göstergeleridir.
SEKTÖRÜN GELECEĞİ
Son birkaç yılda yaşananlar, sektörümüzde istikrarlı ve sermayesiyle iş yapan firmaların
ayakta kalabileceğini göstermektedir. Bugün kırtasiye sektörünün koşulları geçmişe
göre oldukça farklıdır. Eskiden sektör bu kadar çok çeşidi ve markayı barındırmıyordu.
Zincir mağazalar, bu kadar fazla kırtasiye ürünü satmıyorlardı. Rekabet bu kadar
fazla değildi. Sektörümüzde giderek ne getirirsem yada ne üretirsem satılır mantığı
gerilerde kalmaya başlamaktadır.
Sektörümüzün önündeki birkaç yılda, büyümesinin önündeki en büyük engel, markalaşamamak
ya da kurumsallaşamamak olacaktır. Şu an dünyada gözlenen akım, küçük kırtasiyecilerin
bir tabela altında birleşmesidir. Tek başına savaşmak yerine, bir marka altında
toplanarak, markanın avantajlarından yararlanmak gerekmektedir. Bu sistemin adı
ise franchising’dir. Eğer bu sistem hayata geçirilebilirse herkes yine kendi işinin
patronu olacak ancak; Ortak marka adı altında yapılacak alımlar, her zaman bireysel
alımların üzerinde olacak ve toplu alımın avantajlarından yararlanılabilecektir,
Ortak bir marka altında yapılacak reklam çalışması, çıkarılacak katalog ve broşürler,
kendi başlarına yapacaklarından daha ucuza çıkarılacak ve daha etkili olacaktır.
Ortak sistemin eğitim avantajlarından yararlanılacaktır.
Büyük olmanın tüm avantajları kullanılacaktır.
Bugün bankaların bile yukarıda saydığımız avantajlardan yararlanabilmek için birleştikleri
görülmektedir. Çünkü giderek, küçüklere yaşam sahası daralmaktadır. Sektörümüzde
de hayatta kalabilmek için, ortak yaşam sahasını büyütmeye ihtiyaç bulunmaktadır.